Dahilik ile Delilik Arasında ki İnce Çizgi : Dali

 

 

Salvador Dali 11 Mayıs 1904'te, İspanya'nın Figueres kentinde, çok sevdiği körfez kıyısındaki evinde doğdu.

 

Doğumundan 9 ay önce ölen abisinin yasını tutan ailesi, ona abisinin ismini verdiler. Sadece ismini vermekle kalmayıp, Salvador’a sürekli abisini anlatıyor, O’nu abisine benzetiyor, sık sık mezarına götürüyorlardı.

 

Bu ortamda kendi varlığını ispat etmek için sürekli aşırıya kaçan ve dramatik hareketlerde bulunan Dali, bir süre sonra abisinin reenkarnasyonu olduğuna inanmıştı.

 

Aşırı otoriter bir baba ve fazlasıyla sevecen bir annenin arasında, üstelik kendisini bir ölünün aynası olarak gören Dali o günleri ilerleyen yıllarda şöyle özetleyecekti;  "Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu... Babamın sevgisinin bu sınırları, yaşamımın ilk günlerinden itibaren çok büyük bir yara oldu benim için."

 

Dali’nin resme olan ilgisini farkeden annesi onu 10 yaşında bir resim kursuna kayıt ettirdi. Burada karakalem çalışmasını öğrenen Dali, 20’li yılların başında Madrid San Fernando Akademisine başladı.  Aykırı davranışları nedeniyle önce okuldan uzaklaştırıldı, sonra kesin olarak atıldı. Atılma sebebi girdiği bir sınavda kendisini değerlendirebilecek düzeyde bir hoca  olmadığını söylemesiydi.

 

 

Bunu takip eden yılda önce Picasso sonrasında Freud ile tanışan Dali’nin kişiliği gittikçe ilginçleşti. Resim alanında popülerleşen Dali, sanatın asi çocuğu olarak anılıyor, yaptığı aşırılıklar normal karşılanıyordu.

 

Hayatının en büyük aşkı olan Gala’ya kadar, kadınlara ilgi duymuyordu. Gala’dan sonra çoğu resminde onun portlerini kullanmaya başladı. Gala 1982’de  ölene kadar hiç ayrılmadılar. Gala’nın ölümü ardından bunalıma giren Dali yemek yemiyor, yemek yemeye ihtiyacı olduğunu da düşünmüyordu. Beslenme yetersizliğinden hastalanan Dali’ye bir hortumla yapay beslenme yapılıp, biraz toparlansa da, 23 Şubat 1989’da Figueras hastanesinde, 84 yaşında öldü.

 

En çok bilinen eseri olan “Belleğin Azmi” (Akan Saat, Eriyen Zaman olarakta bilinir.) geniş bir kumsal manzarası önünde, eriyen cep saatleri resmedilir. Kimileri bunu katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak; kimileri ise akıp giden zamanı gösterdiği şeklinde yorumlar. Daha sonra Dali bu resmin ilham kaynağını, sıcak ağustos güneşi altında eriyen bir peynir olarak yazdı.

 

 

'Belleğin Azmi', 1934 yılından bu yana New York'taki Çağdaş Sanat Müzesi'nde sergileniyor.

 

Belleğin Azmi eserinden ilham alan Visconti’nin ürettiği ; Dali’ye özel, klipsinde eriyen saat bulunan kalemi buradan inceleyebilirsiniz.